2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.10.2011

Homemade Production #8: Mirkelam

Mirkelam- Bu Yüzden Her Gece Ben...
(2011 Ev ve el yapımı sanal albüm/Tasarım ve derleme: Atilla Aydogdu)
CD-1 (Toplam Süre: 73'28")

1- Aşkımsın
2- Terle (Çıkış)
3- Hâlâ
4- Bahsettiğim Rastlantılar
5- Tatlım
6- Kokoreç
7- Bir Fotoğraf Çekinebilir miyiz?
8- Tereddüt (Giriş)
9- Zahmet Ne Demek
10- Yar Olacaksan
11- 3.Sokak
12- Ararım
13- Her Dem Her An
14- Erenköy
15- Hatıralar
16- İstanbul'da
17- Eksilerle Artılar
18- Unutulmaz
Mirkelam- Bu Yüzden Her Gece Ben...
(2011 Ev ve el yapımı sanal albüm/Tasarım ve derleme: Atilla Aydogdu)
CD-2 (Toplam Süre: 39'12")

1- Her Gece
2- Haykırıyorsam Sebebi Var
3- Bütün Çiçekler Su İster
4- Laubali
5- İstanbul
6- Bir Aşk Hikayesi
7- OOO
8- Aşk Garibi (Akustik)
9- Katilimsin (Akustik)
10- Unutulmaz (Enstrümental)
Mirkelam için bir "Best of" hazırlama fikri bundan altı yıl önce doğmuştu. Hatta bunu 22 Temmuz 2005 tarihinde AKŞAM gazetesinin Pencere ekindeki köşe yazımda uzun uzun dile getirmiştim. Mirkelam'ın o güne kadar yayınlanmış şarkılarından oluşan ilk "Best of" projem de o yazının sonunda yer alıyordu. Aradan geçen altı yılı aşkın süre içinde sanatçının kendine ait bir albümü, Kargo ile hazırladığı bir başka albümü ve çeşitli projeler için kaydettiği bazı şarkıları daha yayınlandı. Bu nedenle ben de iki CD'den oluşan yeni bir Mirkelam Best Of'u hazırlamayı uygun gördüm. İlk CD'de genellikle benim favorim olan şarkıları yer alıyor sanatçının. İkinci CD'de ise Her Gece gibi en popüler şarkılarından birkaçı, bazı şarkılarının akustik ve enstrümental versiyonları, ilk olarak Özlem Tekin'in sesinden popüler olan Laubali adlı bestesi, Bülent Ortaçgil (Bütün Çiçekler Su İster) ve Ezginin Günlüğü (İstanbul) gibi sanatçıların Tribute albümleri için kaydettiği şarkılar ile Ayhan Sicimoğlu (Bir Aşk Hikayesi) ve Kargo'yla yaptığı ortak çalışmalardan birer örnek yer alıyor. AKŞAM gazetesinde yayınlanan yazıya şu an Internet üzerinden ulaşılamadığından o yazının metnini de aşağıda tekrar yer veriyorum.
TATLI ŞEYLER ZARARDIR KALBİME GELİRSE FAZLA
Mirkelam, tek gecede şöhret olanlar arasında hâlâ en çok hatırlanan isim. Bundan 10 yıl önce Abdullah Oğuz’un o zamanların parasıyla 40 milyar karşılığında çektiği söylenen (söylenti, dedikodu yani…) Her Gece klibi sayesinde bir gecede herkes tarafından “koşan adam” olarak tanındı. Koş, koş, bir yere kadar tabii ki. Mirkelam’ın ünlü olduğu gecenin ertesinde Uğur Dündar’ın sunduğu ana haber programına (yoksa Arena’ya mıydı acaba?) konuk olduğu sahneyi gayet iyi hatırlıyorum. Fergan Mirkelam, bu tarz bir şöhrete henüz hazır olmadığını, böyle ünlü olmak istemediğini o kadar belli ediyordu ki “utanma” duygusunu bile saklayamıyordu. “Mirkelam” aslında Fergan Mirkelam ve İskender Paydaş tarafından oluşturulan iki kişilik bir projeydi başlangıçta. Ancak ülkemiz müzik piyasası pek demokrasiye alışık olmadığından her zaman olduğu gibi “eşit şartlarda iki kişi”yi sindiremedi içine. Mirkelam’ın iki neferi de bu baskılara dayanamadı ve ilk albümden sonra bir albümlüğüne yollarını ayırdılar.
Bildiğiniz gibi Mirkelam aslında Fergan’ın soyadı, ama 10 yıldır hepimiz onu Mirkelam olarak benimsedik. Bu nedenle yazının bundan sonraki kısmında ondan Mirkelam olarak söz edeceğim ben de. Mirkelam’da 10 yıldır hiç değişmeyen şeyler söz konusu bana kalırsa. Öncelikle o ilk canlı yayınında karşılaştığım “utanma duygusu”nu hiç yitirmedi bana kalırsa. Günümüzde bir süre sonra herkesle “yüz-göz olan” ve akabinde “yüzsüzleşen” o kadar çok popüler isim var ki; Mirkelam onlar arasında yer almadı hiçbir zaman. Onu Sabah Şekerleri arasında sunulan bir “ikram” olarak da görmedik hiç. Albümünü tanıtmak için şaklabanlıklar yaptığına da şahit olmadık. Bu yüzden belki de, ikinci albümünden sonra hiçbir zaman büyük satış rakamlarına ulaşamadı. İlk albümü dahil olmak üzere yayınlanan dört Mirkelam albümü de “sıra dışı” çalışmalardı oysa. Sanatçının ilkinde olduğu gibi yine kendi adını verdiği ikinci albümüyle geçtiğimiz yıl çıkan “Kalbimde Parmak İzin Var” albümlerinin hakkıysa açık açık yendi, bana kalırsa. İlk iki albümünü İstanbul Plak’tan, son iki albümünü de DMC’den çıkaran Mirkelam’ın bugünlerde beşinci albümünü hazırlamakta olduğu söyleniyor.
HÂLÂ DİNLİYORUM BU ALBÜMÜ
Yayınlanışının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen benim hala çok severek dinlediğim son Mirkelam albümü “Kalbimde Parmak İzin Var”ın neden hak ettiği ilgiyi göremediğini irdelersek belki yeni albümüne faydası olur diyorum. Albüm geçtiğimiz yılın bahar aylarında yayınlandı. Sıkı takipçileri bile albümden Doğan grubuna ait gazetelerdeki ilanlar sayesinde haberdar oldu. Geçtiğimiz yaz aylarını hatırlarsanız hemen her gün yeni bir pop şarkısı bir numaraya çıkıyordu listelerde. Bu kıyasıya mücadele ortamında Mirkelam’ın Aşkımsın şarkısına çektiği klip o kadar geç girdi ki gösterime, yaz ayları neredeyse sona ermek üzereydi. Oysa Aşkımsın son derece “zekice” hazırlanmış, ağızda eriyip giden aranjmanıyla tam yaz diskolarına göre bir şarkıydı. Aşkımsın klibinin gösterime girdiği hafta albüm “yok” sattı zaten. Ben bizzat hatırlıyorum, birkaç müzik markete uğramış ancak albümün ellerinde kalmadığı haberiyle karşılaşmıştım. Albümde Hâlâ gibi bir başka “potansiyel hit” daha varken albüm için çekilen ikinci klibin şarkısı Aşk Garibi oldu. İşin tuhaf yanı bu klipten sonra plak şirketi albümün defterini kapadı. Oysa müzik piyasasında bilinen bir gerçek vardır ki; tek şarkıyla albüm satamazsınız. Dinleyici “hit” olan şarkıyı sevse de o albüme para vermeye değecek en azından bir-iki şarkı daha olduğuna ikna olmak ister. Mirkelam’ın albümlerinin “iyi” olduğuna dinleyici ikna olamamışsa bana kalırsa bunda sanatçının değil, onu pazarlayamayanların hatası söz konusudur.
Peki, o kadar sanatçı arasında Mirkelam’ın müzikal anlamda farkı ne? Benim görüşüm; Mirkelam Türkçe’de “ironi”yi şarkılarına yedirmiş ender sanatçılardan biri (Bir de Mahzar Alanson ile birkaç isim daha var zaten). Sadece son albümünde yer alan şu kelime oyunları bile Mirkelam’ın farkını ortaya koyuyor: “Derin derin uzun uzun baksam sana/ Aşkımsın adlı şarkıyı istesem senden” (Aşkımsın adlı şarkıdan), “Çapını öğretirler de ayın bu hayatta/ Hissettiğim nedir peki mehtapta” (Hâlâ), “Katilimsin sen katilimsin/ Kalbimde parmak izin var” (Katilimsin). Bir önceki albümü “Unutulmaz”da Terle ve Kokoreç şarkılarında yaptığı ‘isim oyunları’nı son albümünde de “Lav/Love”da deniyor Mirkelam: “Lav lav volkanlarca/ Lav lav havalarda/ Önüne geleni yakar/ Ooo lavlar”. Şarkıda “lav” geçen yerlere “love” kelimesini koyduğunuzda da anlam kaybolmuyor.
Duyumlarıma göre Mirkelam beşinci albümünde son bir yılın “yükselen ismi” Pasaj Müzik’le çalışacakmış. Umarım bu kez “doğru kanallardan doğru iletişim” kurulur da bir Mirkelam albümü daha heba olmaz.
BEST OF’UM “BEST OF” OLSUN MU?
İki albümde bir plak şirketi değiştirmek ülkemizde hemen hemen bütün sanatçıların kaderi. Bir türlü “endüstrileşemeyen” müzik sektörü hâlâ kişisel başarılarla yürüyor ne yazık ki. Bu “istikrarsızlık”ın etkilediği en büyük alan ise “best of” albümler. Sanatçıların şarkılarının telif hakları bir türlü toparlanamıyor ve sanatçıların en güzel şarkılarından oluşan “best of” tarzı albümler bir türlü yayınlanamıyor. Sezen Aksu’nun bir “best of”unun olmadığı, Süperstar’ın “best of” diye kendi şarkılarını ‘cover’ yaptığı memleketimizde bir Mirkelam ‘best of’unun yayınlanmasını beklemek abesle iştigal sayılacağından ben sizin en iyi Mirkelam şarkılarını saptadım.

25.07.2011

Amy Winehouse Tribute - 27

Digital Album (2011 Homemade/Design&Compilation by Atilla Aydogdu)
27 - An AMY WINEHOUSE TRIBUTE
INTRO /
Track-1: 27 - M.I.A.

PART-1 / BEST MEMORIES
Track-2: You Know I'm No Good - Wanda Jackson
Track-3: Back to Black - Lightspeed Champion
Track-4: Rehab - Jolly Boys
Track-5: You Know I'm No Good - Arctic Monkeys

PART-2 / BLACK TO BACK
Track-6: Back to Black - Elbow
Track-7: Back to Black - Glasvegas
Track-8: Back to Black - Rumble Strips
Track-9: Back to Black - Amanda Lear

PART-3 / GLEE SIDE
Track-10: Back to Black - Glee Cast
Track-11: Rehab - Glee Cast

PART-4 / REHABILATION
Track-12: Rehab - Hot Hot Heat
Track-13: Rehab - Keller Williams & The Keels
Track-14: Rehab - Paolo Nutini
Track-15: Rehab - Lea Salonga
Track-16: Rehab - Ministry
Track-17: Rehab - Seether
Track-18: Rehab - Zebrahead
Track-19: Rehab - Diary Of A Mad Band
Track-20: Rehab - Girls Aloud
Track-21: Rehab - Frankmusik

PART-5 / WITH A LITTLE HELP FROM AMY
Track-22: You Know I'm No Good - Ghostface Killah (Feat. Amy Winehouse)
Track-23: Love Is A Losing Game Live - Prince (Feat. Amy Winehouse)
Track-24: B-Boy Baby - Mutya Buena (Feat. Amy Winehouse)

PART-6 / BACK TO ROOTS
Track-25: Its My Party - Lesley Gore
Track-26: Ain't No Mountain High Enough - Marvin Gaye & Tammi Terrell
Track-27: Valerie - Zutons

PART-7 / OUTRO
(Nothing)


GÖZYAŞLARI KURUR KENDİ KENDİNE...(*)
Bu derleme albüm aslında bu blog sayfalarına daha önce konacaktı. Geçtiğimiz ay içinde yine bu sayfalarda yer alan "En İyi 10 Amy Winehouse Single'ı" sıralamasını tamamladığım günlerde o seriyi bu albümün tamamlamasını düşünüyordum. Ama hayat her zaman insanların yapmak istediklerini tamamlamasına imkan vermiyor. Tıpkı Amy Winehouse'un, sadece 27 yıllık bir sürenin sonunda hiç beklenmedik bir anda yarım kalıveren hayatı gibi... Hiç beklenmedik demem de aslında düpedüz "züğürt tesellisi". Zira 3-4 senedir sanatçının hangi gün öleceğini tahmin edenlere iPOD'ların vaad edildiği web siteleri bile mevcuttu. Belki de daha kötü tek seçenek; bundan yıllar sonra hâlâ sahneye çıkıp şarkı söyleyemediği halde yaşamaya devam etmesiydi bu unutulmaz sanatçının... Belki de "ruhu ölmeden, bedeni göçüp gitti" demek mümkün. Tıpkı kendisi gibi 27 yaşındayken kendi hayatına kendi elleriyle son veren "akran"ı Kurt Cobain gibi "solmaktansa yanarak kül olmayı" seçti Amy Winehouse. Henüz hayattayken bu benzeri olmayan sesin kadrini kıymetini bildiğim için içim buruk olsa da için için çok seviniyorum. Sesini duyduğum ilk dakikadan itibaren kendisinin büyük bir hayranı olduğum Winehouse'un yazdığı tüm şarkılar neyse ki ben ölene dek benimle birlikte var olmaya devam edecekler. Sanatın ölüme karşı kazandığı ebedi zafer de bu olsa gerek. "Herkes şarkı söyler ama Amy Winehouse şarkıyı yaşar" derler. Bundan sonra şarkılarını muhakkak başkaları söylemeye devam edecek ama o şarkılar bakalım Amy'siz nasıl yaşayacaklar? Bu derleme albüm sanırım o soruyu verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.
(*) Tears Dry On Their Own
AŞK BİLE BİLE LADES DEMEKTİR (*)
Gelelim "27" adını verdiğim -sanırım dünya üzerindeki, sanal da olsa ilk- Amy Winehouse Tribute albümüne... Albümü daha önce tasarlarken açık konuşmak gerekirse seçtiğim şarkıların sayısı 26'ydı -ki kaç tanedirler diye saymamıştım bile-... Sanatçının 23 Temmuz 2011 tarihindeki ölümünün ardından bu tasarımı bir an evvel paylaşmaya karar verdiğimde karşıma, son yılların diğer nev-i şahsına münhasır sanatçılarından M.I.A.'nın Amy gibi 27 yaşında kendi hayatına bir anlamda kendi elleriyle son veren tüm sanatçılara adadığı (kendi adıma açıkçası 27'ler Kulübü tanımlamasını kullanmayı hiç istemiyorum) 27 adlı şarkısı çıktı. İlginç bir şekilde albümde yer alacak şarkıların sayısı da böylece 27 olmuş oldu. Intro'nun ardından yedi bölüm süren bu toplamadaki şarkıları sıralarken ara başlıklarla bir hayatın izleğini de sürmeye çalıştım. İlk bölüm olan Best Memories hem onun şarkılarının bana göre en güzel yorumlarından oluşuyor hem de insan ömründe çocukluk yıllarına denk düşüyor. İkinci kısım Black To Back (Back To Black'e nazariye) kötü zamanların ilk habercisi ve Back To Black şarkısının cover'larını içeriyor. Üçüncü kısım Glee Side hayattan keyif alınan anlara dair; aynı zamanda Glee dizisinde yorumlanan iki Amy şarkısını barındırıyor. Tedavi (Rehabilition) aşamasına denk düşen dördüncü bölüm tahmin edeceğiniz gibi sanatçının en çok tanınan ve cover'lanan şarkısı Rehab'ın cover'larıyla dolu. İyileşme sürecinde kimsenin yardım kabul etmeyen Amy Winehouse'un başkalarına el uzattığı ve birlikte yorumladığı şarkılarını içeren bölüm ise beşincisi (Bu bölümde yer alan You Know I'm No Good'da Ghostface Killah'ın rap yaptığı bölümlerin, Back To Black albümünün Amerikan baskısında da yer alan versiyondan daha uzun ve biraz da farklı olduğunu belirteyim. Bu versiyon Ghostface Killah'ın More Fish adını taşıyan kendi albümünden alındı). Geriye dönüşün işaretlerini taşıyan Back To Roots adını verdiğim altıncı bölümde yer alan üç şarkıdan ilki olan It's My Party, Winehouse'un Quincy Jones için hazırlanan Tribute albümde yorumladığı şarkının orijinali (Quincy Jones'un ilk prodüksiyonlarından biri olan bu kayıt 1963 yılında Lesley Gore'u Amerika'da listelerin zirvesine taşımıştı. Bu derlemede yer alan kaydın kendime ait orijinal 45'lik plaktan elde edildiğini belirtmek isterim). Amy Winehouse'un Tears Dry On Their Own'u yazarken yola çıktığı şarkı olan Ain't No Mountain High Enough'ın da bu derlemede yer almasını istedim. Marvin Gaye ve Tammi Terrell'ın yorumladığı bu Ashford & Simpson bestesinin ardından Tribute Album The Zutons'un 2006 tarihli Valerie'si ile son buluyor. Yedinci bölüm "çıkış"ı gösteriyor olsa da ilerisinde nelerin olduğunu sanırım bizler gibi Amy de pek bilmiyordu. Yoksa o kocaman "boşluk"a adım atmak için bu kadar acele eder miydi dersiniz?
(*) Love Is A Losing Game
SEN O'NA DÖNÜYORSUN, BENSE KARANLIĞA... (*)
27 adını taşıyan bu Amy Tribute Album'üm kapak tasarımında en tanınmış Amy silüetlerinden birini kullandım. Ancak bir farkla; içine sanatçının çocukluk günlerinden kalan bir resmini de katarak... Resmin orijinalini Internet'ten bulmak mümkün. O kadar "masum" bakıyordu ki o çocuğun gözleri... Hiç büyümek istemez gibi, kendisiyle aramızdaki sınırı iyice koyulaştırmaya çalışır gibi... Keskin, koyu ve derinlerden içimize dikilmiş bir çift göz sanki onlar... Amy Winehouse adı büyük olasılıkla ileride 21. yüzyılın müziğinde ilk kırılma noktası olarak anılacak. Kırıldığı andan itibaren kaçınılmaz olarak iletişimde olduğu her şeyi yavaş yavaş yıkmaya başlayacak. O karanlığa dönerken, bizler de ister istemez karalar bağlayacağız ardından... (Gereksiz bir dipnot: 27 adını verdiğim bu albümün download linki sadece 7 gün boyunca bu sayfalarda yer alacak. Daha sonraki tarihlerde siteyi ziyaret edip de bu albümü indirmek isteyen olursa lütfen aydogduatilla@gmail.com adresine mail atsın).
(*) Back To Black

16.07.2011

Varolmayan 45'likler Serisi #4 Gemiler E.P.

Sanal 10" EP (2011 Homemade/10" Siyah Plak)
A Yüzü-1: Gemiler - Orhan Atasoy
A Yüzü-2: Gemiler - Zerrin Özer
A Yüzü-3: Gemiler - Melis Sökmen
B Yüzü-1: Gemiler - Teoman
B Yüzü-2: Gemiler - Özcan Deniz
B Yüzü-3: Gemiler (Hüseyin Karadayı Remix) - Melis Sökmen

Varolmayan 45'likler serisinde bu kez öncekilerden biraz farklı bir çalışma yer alıyor. Gemiler E.P. adını verdiğim bu çalışma öncelikle diğerleri gibi 7" boyutlarında değil, 10" boyutlarında. 10" boyutu benim en sevdiğim plak boyutu aynı zamanda. Taş plak olarak da anılan 78 devirli plakların boyutları da 10" ölçüsündeydi. İlerleyen yıllarda aynı boyutlara sahip 33 devirde ya da 45 devirde çalan plaklar da üretilmişti. Halen yurt dışında bazı sanatçılar, özellikle koleksiyoncular için 10" boyutlarında single ya da E.P. (Extended Play) yayınlamaya devam ediyorlar. 70'li yıllarda ülkemizde de bir ara Mini Albüm başlığıyla -bir albümden daha az sayıda şarkının yer aldığı- bu boyutta plaklar yayınlanmıştı. (Gönül Akkor, Muazzez Abacı ve Tülay 10" plağı yayınlanan sanatçılardan bazılarıydı.)
Bu çalışmanın öncekilerden bir diğer farkı; içinde bir sanatçı ya da gruba ait farklı şarkıların değil, farklı sanatçıların yorumladığı tek şarkının bulunması. Şarkımız başlıktan da anlaşılacağı üzere Gemiler. Genç neslin ilk kez Teoman'dan dinleyip sevdiği bu "kült şarkı"yı Teoman'dan önce üç sanatçı daha yorumlamıştı. 90'lı yılların gençleri Gemiler'i 1993'te söz yazarı ve ortak bestecisi olan Orhan Atasoy'dan dinleyip sevmişlerse de şarkıyı ondan önce albümlerine alıp yorumlayan iki sanatçı daha olmuştu. Bunlardan ilki Zerrin Özer'di ve ünlü şarkıcı Gemiler'i 1992 tarihli Olay Olay (Tempa/Foneks) albümünde seslendirmişti. Şarkının bestecilerinden Ercüment Vural'la birlikte yaptığı çalışmalarla tanınan Melis Sökmen de aynı yıl piyasaya çıkan Halis Melis (Karnaval) albümünde Gemiler'e yer vermişti. Teoman, 1998 tarihli ikinci albümü O (NR1)'da şarkının sözlerinden birkaç dizeyi çıkararak yorumladı (Teoman'ın albüm kartonetinde şarkının bestecisi olarak sadece Ercüment Vural'ın yazılı olduğunu da not düşelim).
Özcan Deniz ise 2000 yılında yayınladığı Aslan Gibi (Prestij) albümünde Gemiler'e yer verdi. Son olarak Melis Sökmen'in yorumunu Hüseyin Karadeniz 2008 yılında remiksleyerek You Dance From Turkey (DMC)albümüne koydu. Varolmayan 45'likler serisinin önceki örneklerinden Gemiler E.P.'sinin ayrıldığı son nokta ise; bu kez orijinal çalışmalarda kullanılan grafik ve fotoğraflardan çok az yararlanmam oldu. Çalışmanın sadece arka kapağında yer alan Orhan Atasoy resmi ve minik bir şekilde kullandığım albüm kapakları orijinallerinden alındı. Ön kapaktaki dalga figürlerinin kaynağı; Betül Atlı'nın Türk baskısı bir Giorgio plağı için yapmış olduğu çalışmaydı. Bu kapak çalışmasının sadece küçük bir kısmını aldım, gemi görselini ise İnternet'ten buldum ancak üzerine epey efekt uyguladım.
1993 yılında Yanmışız (Gold Müzik) adlı ilk ve tek albümü piyasaya çıktıktan bir yıl sonra Orhan Atasoy müzik yapmayı bıraktı ve Amerika'ya yerleşti. Orada sanatın başka dallarıyla uğraşan sanatçı henüz 60 yaşındayken 2009 yılının Eylül ayında ne yazık ki hayata veda etti. Ondan geriye kalan tek albümünden -nedense- iki şarkıyı çıkarıp başka iki şarkı ekleyen Kalan Müzik firması 2009 yılında ilk kez bir Orhan Atasoy CD'sini piyasaya çıkardı. Gemiler'in Umur Turagay tarafından 1993 tarihinde çekilen videosu ise birçok kişi için hâlâ "En Güzel Video Klip" olma özelliğini koruyor.

9.07.2011

Varolmayan 45'likler Serisi #1 Model - Değmesin Ellerimiz

Sanal 45'lik (2011 AA Homemade/Şeffaf Plak)
A Yüzü: Değmesin Ellerimiz
B Yüzü: Değmesin Ellerimiz (Akustik)


Başkalarının aklına gelmeyen, aklına gelse de oturup yapmaya üşendiği şeyleri yapmaya bayılırım. İşte bugün, bu siteye koymayı uzun süredir düşündüğüm bir projeyi nihayet gerçekleştiriyorum. Blog sayfamda bundan böyle, arada sırada da olsa Varolmayan 45'likler başlığı altında çeşitli plaklarla karşılaşacaksınız. Daha doğrusu; 45'lik plak tasarımlarıyla... Bu plakların ortak özelliği; içeriğinde yer alan şarkılar dışında gerçek hayatta -hiçbir zaman- var olmamamaları... Bu tasarımlara sahip 45'liklerle benim blog sayfalarım haricinde hiçbir yerde karşılaşmanız mümkün değil yani... Tabii söz konusu sanatçılar bu tasarımları ciddiye alıp, kendi 45'liklerini gidip bastırırlarsa orasını bilemem. Böylesine "gereksiz" bir işe neden kalkıştığımı ya da neden boş işlere bu kadar çok vakit harcadığımı düşünebilirsiniz. Ben de düşündüm bunları, haklısınız... Bulabildiğim tek cevap "paşa gönlüm bunları yapmak istiyor" oldu. Sanırım bu nedenle hayatım boyunca kendi listelerimi, kendi dergilerimi, kendi kaset/CD kapaklarımı kendim yapmak istedim. Eksik kalan tek şey kendi plağımı yapmak kalmıştı, şimdi o da tamamdır (Gerçi kaset ve CD'leri evde kaydetmek mümkün olmasına rağmen plaklarda böyle bir durum söz konusu değil. Ancak plakları da "ulaşılmaz" kılan da bu sanırım). Bu tasarımları yaparken birkaç önemli noktaya özen gösteriyorum. Öncelikle "eğer memleketimizde bugün hâlâ 45'likler yayınlanıyor olsaydı elimdeki albümden hangileri seçilirdi"nin cevabından yola çıkmaya çalışıyorum. "B yüzü için hangi şarkı uygun olurdu"nun cevabından sonra plağın her iki yüzünün göbeği ve kapak tasarımlarını hazırlamaya geliyor sıra. Kapak ve plak göbeği tasarımlarını albümlerin orijinal tasarımlarından yola çıkarak hazırlamak da bir hayli önemli benim için. Yoksa orijinaliyle hiç alakası olmayan "sanal plaklar"la İnternette karşılaşmak mümkün hali hazırda... Benim amacım; bu kapaklara baktığımda "Aa! Evet, böyle bir 45'lik olsaydı ancak bu şekilde olurdu" diyebilmek. Son cümleden anlaşıldığı üzre, bunları sadece ve sadece kendi egomu tatmin etmek için yapıyorum. Yoksa vatana millete hayrı dokunacak şeyler değil bunlar. En azından kısa vadede...
Gelelim, böyle var olmayan nesneler yaratmak yolunda ilk olarak neden Model grubunu seçtiğime... Bundan dört yıl önce, 2007'nin Mayıs ayında, Roxy'de düzenlenen Roxy Music Günleri'nin jürisine Billboard Türkiye adına bir ödül vermek üzere davet edilmiştim. Dört gece süren yarışmanın finalinde bizim derginin ödülünü, dereceye giremediği halde daha ilk geceden benim gözüme girmeyi başaran A Due Carmen grubuna verdim. Grubun Özgü adındaki solistinin sahne ışığı beni oldukça etkilemişti. Ayrıva grubun kendilerine ait şarkılarından da çok hoşlanmıştım. Billboard'un bir ay sonraki sayısında yayınlanan yazımda grubun adı dışında her şeyini sevdiğimi belirtmeyi de ihmal etmedim (Bu arada, o yıl Roxy'de ödül alan hiçbir grup ya da şarkıcı günümüze kalmamışken benim ödül verdiğim grubun elemanlarının üne kavuşmuş olduğunu da ayrıca belirtmek isterim).
Gel zaman, git zaman, sanırım 2009'un ilk aylarıydı, röportaj vermek üzere ilk albümlerini henüz yeni tamamlamış beş gençten oluşan bir grup geldi dergiye... Bizim dergideki arkadaşlar söylemese benim tanımam mümkün değildi ama gelenler meğerse adlarını Model olarak değiştirmiş olan A Due Carmen grubuymuş. Benim onları ilk görüşte tanımamamın en önemli sebeplerinden biri, sahne ışıpını çok beğendiğim solistlerini değiştirmiş olmalarıydı. Eski solist Özgü gitmiş yerine Fatma Turgut adında başka bir genç kız gelmişti. İlk albümlerini bana hediye ettiklerinde gözüm tabii ki hemen kartonette yer alan "teşekkür listesi"ne gitti. Grupla ilk röportajı yapan dergi editörümüz Sebla Koçan'ın adı bu listede yer almasına rağmen kendilerini "ilk keşfeden" zat-ı alilerimi unutmuş olmaları benim gibi "kindar" biri tarafından affedilmez bir hataydı. Bunu yüzlerine vurduğumda grup elemanları hem özür dilediler, hem de ikinci albümlerinde bu hatalarını telafi edeceklerine söz verdiler.
Aradan iki yıl geçtikten sonra Model geçtiğimiz aylarda ikinci albümleri Diğer Masallar'ı piyasaya çıkardı. Açıkçası hatırlamalarını beklemiyordum ama yine "beni es geçmiş olmaları" içimi fazlasıyla burktu. "Ah! Mirim ah! Bu zamanda hiçbir grubu keşfetmiycen" diyerek hayıflanmak yerine, Model'in "unutkan elemanlar"ından daha güzel bir intikam almaya karar verdim (Bruce Springsteen'in kendisini keşfeden Rolling Stone yazarı Jon Landau ile daha sonraki yıllarda birçok ortak projeye imza attığını hatırlarırım). Model'in ikinci albümünün çıkış şarkısı olan ve benim -itiraf etmek istiyorum- çok beğendiğim Değmesin Ellerimiz'i, "ilk sanal 45'liği"min A yüzü şarkısı olarak seçtim. B yüzü için de fazla düşünmeme gerek kalmadı, şarkının albümün sonunda yer alan akustik versiyonu bunun için biçilmiş kaftandı. Plağın siyah vinyl yerine şeffaf olması daha güzel duracaktı, öyle de oldu sanırım. Şimdi bu sayfayı grup elemanlarından herhangi biri görür mü, görürse ne der, şarkılarımızı izinsiz neden buraya koyuyorsun diye kızar mı hiç bilemiyorum. Ama zaten bunun çok da fazla önemi yok; ben onları da zamanında sadece "kendim için" keşfetmiştim. Bir gün gelir de ilk sanal 45'liğimin şarkısını yaratırlar diye... Öyle de oldu netekim! (Son olarak; eski solist Özge şimdi nerededir, şarkı söylemeye devam ediyor mudur bilen varsa bana da söylesin).

7.05.2011

Kate Bush - Deeper Understanding (Director's Cut)

Digital Single (Fish People/EMI)
Track 1: Deeper Understanding (Director's Cut)

Son 20 yılda sadece iki stüdyo albümü kaydeden Kate Bush, 2006'da yayınladığı Aerial'dan sadece beş yıl sonra ilginç bir toplamayla geri dönüyor. Bir hafta sonra (16 Mayıs 2011) piyasaya çıkacak olan bu yeni Kate Bush albümünün adı; Director's Cut... Sanatçı, 1989 tarihli "The Sensual World" ile 1993 tarihli "The Red Shoes" albümlerinde yer alan bazı şarkılarını yeniden ele almış, birkaçına hiç dokunmamış ve "Yönetmenin Kurgusu" adını verdiği 2011 model albümünde yeniden görücüye çıkarmış. En sevdiğim Kate Bush albümü "The Sensual World"de yer alan (ve yine hiç tartışmasız en sevdiğim Kate Bush şarkısı olan) Deeper Understanding'in yeni vokal kayıtlarıyla iki dakika uzatılmış yeni versiyonu ise ilk (dijital) single olarak seçildi ve Nisan ayında iTunes üzerinden satışa sunuldu.
Kate Bush'un The Sensual World'ü 1989'un Ekim ayında yayınlanmasına karşın ülkemizde piyasaya çıkışı 1990 yılının ilk ayında gerçekleşmişti. O güne kadar çok fazla ilgi göstermediğim bir sanatçı olan Kate Bush'a olan bakışımın "The Sensual World" sonrasında epey değiştiğini hatırlıyorum. Bu albümde yer alan Deeper Understanding'in bu bakış farkında çok büyük rolü olduğunu da vurgulamam gerekir. Kate Bush'u yeniden keşfetmeme sebep olan bu albüm ile şarkıyı, o günlerde düzenli şekilde haftalık olarak tuttuğum listelerimde de gereken saygıyı göstermiş, hem albümü hem de Deeper Understanding'i 1 numara yapmıştım.Director's Cut'ın ilk şarkısı Flower of the Mountain aslında Bush'un 1989 albümüne adını veren The Sensual World... Albümü hazırladığı süreçte yola James Joyce'un Ulysses'inden cümleler kullanarak koyulan Bush, Joyce'un mirasçılarından gerekli izni alamayınca şarkının sözlerini değiştirmiş ve oturup kendisi yeniden yazmış. 20 yıl sonra gerekli izinleri almayı başarınca Kate Bush, bu sefer kendi sözlerini çıkararak bestesinin üzerine Joyce'un cümlelerini yerleştirmiş. Director's Cut'ın aslında yeni bir albüm olduğunu düşünen Kate Bush'un Deeper Understanding'i için çekilen yeni video klibi sanatçının resmî YouTube sayfasında müzikseverlerin beğenisine sunuldu. Aynı sayfada yer alan duyuruya göre, ikinci klip pek yakında Flower of the Mountain için çekilecek.

22.04.2011

Danger Mouse & Daniele Luppi - Two Against One (feat. Jack White)

Digital Single (EMI Records)
Track 1: Two Against One (feat. Jack White)
Track 2: Black (feat. Norah Jones)

Müzik aleminde 2000'lerin ilk 10 yılına damgasını vurmuş beş adam say deseniz bunlardan biri Danger Mouse, diğeri de Jack White olurdu kendi adıma... Danger Mouse ya da gerçek adıyla Brian Burton, Cee Lo Green'le beraber oluşturduğu muhteşem ikili Gnarls Barkley imzasıyla 2000'lerin en güzel şarkısı Crazy'yi yaratırken, bir başka ikilinin (White Stripes) esas adamı olan Jack White de aynı dönemin en iyi birkaç albümünün altına (White Blood Cells, Elephant) imza atmıştı.
Brian Burton'ı Jack White'la aynı çatı altında buluşturan bir single oldu. Nisan ayının başlarında iTunes üzerinden yayınlanan Two Against One adlı bu single'ın ilk şarkısında Jack White'ın, ikinci şarkı Black'de ise Norah Jones'un vokalleri yer alıyor. Bu iki şarkının yer aldığı Rome albümü de bu yılın Mayıs ayında piyasaya çıkacak. Albüm Danger Mouse'un solo bir çalışması değil aslında. İtalyan besteci Daniele Luppi'ye ortak kotarılmış bir albüm "Rome"... Albümün ismi de Luppi'nin doğup büyüdüğü şehir olan Roma'dan geliyor. Klasik müzik eğitimi alan, daha sonra cazla da ilgilenen Luppi'nin çocukluğundan beri en büyük takıntısı spagetti-western filmlerine yaptığı müziklerle efsane olan Ennio Morricone'ymiş. Rome'daki diğer şarkılar gibi bu single'daki iki şarkı da Morricone'nin çalışmalarından ilham alınarak hazırlanmış. Morricone'nin 90'lı yılların popüler tarzı trip-hop'a da ilham verdiğini hatırlayınca, bu iki şarkının neden böylesine "iç burkan/ yürek yırtan" bir havaya sahip olduğunu da anlayıveriyoruz. Bu arada Norah Jones'un Black'teki sesinin bana fena halde Suzanne Vega'yı hatırlattığını da belirteyim. Hatta şarkı da Suzanne Vega'nın şarkılarından birini andırıyor ama hangisi olduğunu henüz çıkaramadım. Sonuç olarak; şimdilik sadece digital platformdan müzikseverlere ulaşan bu single'daki şarkıları ben çok sevdim. Acaba diyorum bu yüzden, yavaş yavaş 90'ların da nostalji günleri mi yaklaşıyor ne?

12.04.2011

Infantree - Work Horse

Digital Single (Vapor Records)
Track 1: Work Horse

Bu bloğun sayfalarında sadece geçmiş yıllara ait şarkıların, albümlerin bulunmasını istemiyorum. Yeni yayınlanmış albümlerin ya da şarkıların daha az yer almasının sebebi; onlara diğer mecralardan (mesela müzik marketlerden :) kolayca ulaşılıyor oluşu... Ancak tüm dünyada müzikseverlerin kolayca ulaşıp ücretiyle şarkı indirebildiği iTunes gibi oluşumlar ne yazık ki ülkemiz insanları için geçerli değil. Bu durumda bazı şarkılara buralardan ulaşmak "yasal yol"lardan hâlâ mümkün olmuyor. Tıpkı Infantree grubunun bu ayın başında iTunes üzerinden yayınlanan son şarkısı Work Horse gibi... Infantree, California'nın güneyindeki San Fernando Vadisi'nde yetişen dört genç (Alex Vojdani, Donald Fisher, Matt Kronish ve Jordan Avesar) tarafından kurulmuş. Grup hakkında henüz Vikipedia'da bile bir bilgi yer almıyor. Grubun facebook sayfasından bazı bilgilere ulaşmak mümkün. Facebook sayfalarında profil resmi olarak, elinde grubun tek albümü Wouldwork'ün LP'sini tutan Conan O'Brien'ın yer alması ise tesadüf değil. Grup 5 Nisan tarihinde Conan'ın şov programına katılarak yeni şarkıları Work Horse'u canlı canlı icra ettiler. Benim de gruptan ve şarkılarından haberdan oluşum bu program sayesinde gerçekleşti (Bu bölüm CNBC-e'de bu haftanın başında gösterildi. Ben de sık sık bu program hakkında CNBC-e dergiye yazılar yazdığım için fırsat buldukça Conan'ı -ve özellikle en sevdiğim komedyenlerden olan Andy Richter'ı- izlemeye çalışıyorum).
Infantree'nin Independent bir plak şirketi olan Vapor Records'tan yayınlanan ilk albümü Wouldwork'de yer alan şarkılarından No One's Home'u dinledikten sonra müziklerinin bana kimleri çağrıştırdığını nihayet fark ettim. Lirikler açısından benzerlik taşımasa da Infantree'nin besteleri David Eugene Edwards'ın 16 Horsepower ve Woven Hand'le yaptığı çalışmaları andırıyor. Sanırım aralarındaki ortak nokta; insanın içini kabak gibi oyan bıçak darbelerinin yarattığı ruh hali...