19.07.2009

Kişisel Bir Michael Jackson Tarihi


Farrah Fawcett'ın öldüğünü öğrendiğim gece, birkaç saatlik uykudan sonra yataktan kalkıp salona geçtim ve televizyonu açtım. Michael Jackson'ın ölüm haberini böylece sabahın 5'inde öğrenmiş oldum. Kimsenin beklemediği bu ani ölüm, herkesi olduğu gibi beni de hem şaşırttı, hem de üzdü. Aslına bakarsanız Michael Jackson'ın "müzikal vefatı" bundan 15 yıl kadar önce çoktan gerçekleşmişti. 2001 tarihli "Invicible" albümünü düşününce "ünlü yıldızın yeni bir albüm yapmadan aramızdan ayrılmış olması onun kariyeri açısından iyi oldu" bile denebilir. Ama son 15 yılda tepetaklak giden sanat ve özel yaşamı Michael Jackson'ın hepimizin mazisinde derin izler bırakmış olmasını gölgelemiyor elbette. Özellikle daha beş-altı yaşlarında sevimli mi sevimli bir ufaklık olduğu günlerdeki masumiyetini hatırlayınca insanın içi hakikaten "cız" ediyor. Ben açıkçası Jackson 5 günlerinde tanımadım onu. Benim Michael Jackson adında bir starın varlığını öğrenmem 1979 yılına uzanıyor. Off The Wall albümündeki Don't Stop 'til You Get Enough ilk dinlediğim günden beri "favori Michael şarkım"dır.
Off The Wall albümünün tüm dünyada piyasaya çıktığı günlerde ne yazık ki ülkemizde plak piyasası çıkmaza girmek üzereydi. Daha bir yıl öncesinde hergün düzinelerce plak çıkarken, 1979 yılının sonlarına doğru önce 45'liklerin basımı neredeyse tamamen durdu, üç- beş sene sonra da artık 33'lük plaklar da yayınlanmaz oldu. Bu yüzden Michael Jackson'ın Motown sonrası yaptığı hiçbir 45'liği ülkemizde yayınlanmadı. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Off The Wall da plak olarak hiç basılmadı. Sadece o günlerin (hatta bugünlerin de) modası olan karışık albümlerde Off The Wal'dan alınma birkaç şarkı yer aldı. Albümü dinlemek isteyenlerse plakçılara gidip boş kasetlere kayıt yaptırmak zorundaydılar. Bu durum Thriller yayınlandığı günlerde de devam ediyordu. Hatırlıyorum; Thriller'a ilk olarak 46 dakikalık bir kasete yapılmış kayıtla sahip olmuştum. Thriller'ın yerli baskı plağı Balet Plak tarafından dünyadaki çıkışından epey sonra gerçekleşti. İlk orijinal kaset kaydı ise Michael'ın bir sonraki albümü Bad'le beraber gerçekleşti. Aşağıda görülen kapak 90'ların ilk yarısında Sony Music Türkiye'ye geldikten sonra yapılan baskıya ait.

Bad ise tüm dünyayla aynı gün, orijinal kapak tasarımına çok yakın bir şekilde ve kromlu tabir edilen daha kaliteli bir kaset formatıyla Uzelli tarafından piyasaya çıkarıldı. Gerçekten de o güne kadar ülkemizde böylesine bire bir kalitede basılan bir kaset olmamıştı. (Bir yıl kadar sonra Madonna'nın Like A Prayer albümü parfüm takviyeli olarak yayınlandı ve Bad'i aşan bir çalışma olarak hafızalara kazındı. En azından benimkine...) Aşağıdaki kapak resimleri Bad'in ilk baskısına ait.


Bad albümünün benim hayatımda daha özel bir yere sahip olması ise Pepsi'nin Blue Jean dergisi okurlarına dağıttığı 500 resimli baskısından birini kazandığımda gerçekleşmişti. O günlerde pikabım olmamasına rağmen (zaten hiçbir zaman doğru düzgün bir pikaba sahip olamamışımdır) Bad albümünün bu "picture disc" versiyonunu her zaman çok sevmişimdir.

Michael Jackson'ın yaptığı işlerin beni artık heyecanlandırmaz oluşu ise Dangerous'la başladı. Bu da yaklaşık 20 yıl demek. Ya da başka bir deyişle Michael Jackson'ın müzik kariyerinin hemen hemen yarısı... Michael hakkında yayınlanan ilk yazımsa 2002 yılının Ocak ayında Roll dergisinde yer alan aşağıdaki yazım oldu.

1994 yılının sonlarında dört CD ve bir DVD'den oluşan The Ultimate Collection yayınlandığında Akşam gazetesinde çalışıyordum. Albüm Michael'a yakışan bir görkeme sahip tam bir koleksiyonluk çalışmaydı. Aşağıdaki yazı bu albüm hakkında Akşam gazetesinin 30 Aralık 2004 tarihli Çilek ekinde yayınlanan yazımdır.

2005 yılında iki CD'lik The Essential Michael Jackson'ın yayınlandığı günlerde de Akşam gazetesindeydim. Albümü bu kez gazetenin 27 Ağustos 2005 tarihli Cumartesi ekinde değerlendirmiş ve dört yıldıza layık görmüştüm.

2008 yılında ise Billboard Türkiye'de yazıyordum. 2008 Mart ayı sayısında, derginin "en az sevilen köşesi" olduğunu düşündüğüm "7 Günah" köşesinde Michael Jackson'ın kariyerini etkileyen yedi ölümcül hatasını çıkardım. Bu köşede yer alan sanatçıların hayranları çıkardığım günahlardan hiç hoşlanmasalar da, ben sanatçıları hem iyi hem de hatalı yönlerini bilerek sevmemiz gerektiğine inanıyorum.

Sırası geldiğinde onların iyi yönlerini de alkışlamak gerekiyor tabii ki. Aşağıda yer alan son yazım Billboard Türkiye'nin 2008 Kasım sayısında yayınlandı ve bir efsane olarak Michael Jackson'ın kûlliyatını ele alıyor. Yazının başlığı Akşam'da yayınlanan yazımla hemen hemen aynı olması ise sadece bir tesadüften ibarettir :)

Michael Jackson hakkında (kısmet olursa tabi) Billboard Türkiye'nin önümüzdeki Ağustos ayında çıkacak olan sayısında son bir yazı yazmayı düşünüyorum. Başlığını şimdiden yazmamın bir sakıncası yok. Bu başlık aslında onun hakkındaki nihaî yargımı da yansıtıyor sanırım: İyinin ve kötünün ötesinde Michael Jackson...
Kısa bir süre içinde de benim favorim 10 Michael Jackson 45'liğini sırasıyla bu blog sayfalarına koymak istiyorum.

4 yorum:

cetink dedi ki...

dangerous'u neden beğenmediğinizi merak ettim. Bu albümün Amerika'da sadece 7 milyon kopya satması beni şaşırttı.
Çok az buldum

Britney spears ve backstreet boys'un ilk albümleri bile 12'şer milyon satmıştı. Halbuki michael o zamanlar bu isimlerden daha popülerdi.

cetink dedi ki...

http://en.wikipedia.org/wiki/Invincible_(Michael_Jackson_album)

wikipedia'ya göre invincible albüm eleştirileri olumlu. Ülkemizde bile 120.000 satmış

Atilla Aydoğdu dedi ki...

İnsanların sevdiği ya da sevdiğini sandığı şarkılar bir çok etkenin bir araya gelmesiyle oluşuyor. O dönemde Michael'ın bana çok da samimi gelmediğini hatırlıyorum. Bir de 90'lı yılların başlarında Talk Talk, The Cure ve David Sylvian gibi sanatçılara gömüldüğüm için kendisini artık tekrarladığını düşündüğüm Michael bana çekici gelmemişti. Hatta bir arkadaşımın doğum günümde aldığı Dangerous CD'sini daha sonra gidip değiştirdiğimi hatırlıyorum. Üstelik de yerine Andreas Vollenweider'ın White Winds albümünü aldığımı düşünürseniz ruh halimin o günlerde pek de sağlıklı olmadığını siz de fark edebilirsiniz. White Winds şimdi nerde derseniz, sanırım dağa kaçtı. Sontası ise malûm...

cetink dedi ki...

Ah Michael'ın en büyük hatası Gülben Ergen'in ekibiyle çalışmaması.

Önce fanlarına hediyeler gönderilirdi, sonra Dadı kılığına girip dizi çevirtirlerdi. Ondan sonra conta harekatına katılırdı. Bush'u protesto falan ederlerdi. Sonra Afrika'dan birkaç tane evlatlık alırdı. Basındaki herkesle arkadaş olurdu, yeni çıkacak albümünü Ayşe Özyılmağzel'e falan dinletirdi. Olumlu kamuoyu yaratılırdı vs. vs..

Madonna'anım Prince ile düet yaptı da Michael ile neden yapmadı, hep merak etmişimdir.